1. YAZARLAR

  2. Merve Şebnem Oruç

  3. ABD ile yaşanan kriz kısa vadeli mi değil mi?
Merve Şebnem Oruç

Merve Şebnem Oruç

Yenişafak Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

ABD ile yaşanan kriz kısa vadeli mi değil mi?

A+A-

Kendisinin 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’ndeki ve ABD’ye gidiş gelişlerinde Atatürk Havalimanı’ndaki güvenlik kameraları görüntüleri izletilince dahi mahkemeye “Ben değilim” diyen Kemal Batmaz... Genelkurmay Başkanlığı’nda sivillere ateş eden ve o geceye dair silahlı fotoğrafları gösterilince, “Elimde silah yok, cep telefonu var”diyen darbeci Tuğamiral Sinan Sürer... Ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Marmaris’te suikast düzenlemeyi planlayan grubun başında olan ve cemaat abileri dahi ortaya çıkmasına rağmen, “Darbeciyim ama FETÖ'cü değilim” diyen darbeci Tuğgeneral Gökhan Sönmez Ateş... Ve daha yüzlercesi...

 15 Temmuz darbe girişimi davalarında FETÖ’cülerin yaptıkları, yer yer komikleşen yer yer sinir bozan, tamamen inkara dayalı savunmaları biliyoruz. ABD yetkililerinin de FETÖ konusunda takındığı tavır onlardan farklı sayılmaz. Başta FETÖ lideri Fethullah Gülen olmak üzere, 15 Temmuz darbe girişimi ve diğer FETÖ davalarında zanlılara yöneltilen suçlamalara ilişkin olarak, sürekli delilleri yetersiz, iddiaları temelsizbulan ABD yetkililerinin, kör göze parmak sokan bilgi ve belgelere dahi burun kıvırarak yaklaşması başka türlü açıklanamaz.

 Örneğin 35 yıldır ABD İstanbul Başkonsolosluğu’da çalışan Metin Topuz’un tutuklanmasında ortaya konan deliller hiç de yetersiz, iddialar hiç de temelsiz değil. 121 üst düzey FETÖ mensubuyla iltisaklı olması, Zekeriya Öz ve oğlu ile ya da 17-25 Aralık illegal dinlemeleriniyapanlarla defalarca kez kurduğu irtibat, Halkbank kumpasıyla ilgili olarak Yakup Saygılı gibi isimlerle ABD’ye yaptığı seyahatler, 15 Temmuz darbe girişiminde rol oynayan bazı jandarma mensuplarıyla ilişkisi ve daha pek çok iddia, Topuz’un FETÖ’yle doğrudan ilişkisi olduğu fikrine yeterli delil ve de zemin oluşturuyor.

Daha da ötesi, Topuz’un başkonsoloslukta tercümanlıktan çok daha öte bir iş yaptığı şüphesini doğuruyor. Sonrasında olanlarsa, ABD Ankara Büyükelçiliği'nin adeta “Bu işi kurcalamayın, sonu kötü olur” demesi gibi... Büyükelçilik, bir Türk vatandaşı olan Topuz’un tutuklanması üzerine diplomatik kriz çıkarıyor ve kimseyi ikna etmeyen bahanelerle Türk vatandaşlarına yönelik vize hizmetlerini askıya alıyor. Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği de mütekabiliyet çerçevesinde aynı şeyi yapınca iki NATO müttefiki arasındaki ilişkiler son 40 yılın en kötü seviyesine iniyor.

 Rıza Zarrab’ın ardından eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’yı ABD’de tutuklayan, eski Bakan Zafer Çağlayan ve eski Halk Bank Genel Müdürü Süleyman Aslan’la ilgili tutuklama kararı çıkaran, Türk vatandaşlarını “ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları delmek”le suçlayabilen ve bunda bir sorun görmeyen ABD, “anayasal düzeni ve Türkiye hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs ve casusluk”la suçlanan bir Türk vatandaşının tutuklanması sonrası ortalığı ayağa kaldırınca insan ister istemez, “Demek ki Topuz hakikaten casusmuş” diyor.

 Şimdi Ankara’da, “ABD ile kriz ortadan kalkar mı yoksa daha da derinleşir mi?” sorusu soruluyor. Genel kanı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın konuyu müzakere ederek kısa süre içinde çözecekleri yönünde...

 Erdoğan Salı günü krizle ilgili olarak kendisine yöneltilen soruya, “Öncelikle bunu biz başlatmadık. Bu sorunun faili ABD’dir. ABD yönetimi Büyükelçi’ye bu yetkiyi sana kim verdi demelidir” şeklinde cevap verene kadar, Washington’dan konuya dair bir açıklama gelmemişti. Aynı gün Trump’ın ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Savunma Bakanı James Mattis’le yapacağı yemekli toplantının gündem maddelerinden birinin de Türkiye olduğu söylendi. Ardından ABD Dışişleri Sözcüsü bir açıklama yaptı ve hem ABD Dışişleri’nin hem de Beyaz Saray’ın, dün Türkiye’deki görev süresi dolan Büyükelçi John Bass’e sahip çıktığını dile getirdi.

 Yani Beyaz Saray yönetimi, diplomatının aldığı inisiyatiften öncesinde haberdar olmasa bile, sonrasında yaptığının arkasında durmayı seçerek tavrını belli etmiş oldu. Her ne kadar geçen ay New York’ta gerçekleşen Erdoğan-Trump görüşmesinde, ABD Başkanı Trump, “Ülkelerimiz hiç olmadığı kadar yakın” demiş olsa da, tıpkı PKK/PYD’ye Suriye’de verilen destek ve gönderilen TIR'lar dolusu silah meselesinde olduğu gibi, ABD yerleşik düzeninin asker, bürokrat ve diplomatlarının yolunu takip etmeyi seçiyor.

 Gerçek şu ki, FETÖ ve PKK gibi Türkiye açısından “varoluşsal tehdit”olarak görülen iki terör örgütüne ABD’nin sağladığı koruma ve verdiği destek devam ettiği müddetçe, velev ki vize krizi kısa sürede çözülse bile, ABD-Türkiye ilişkileri iyiye gitmeyecek. ABD NATO müttefiki Türkiye’yi, varoluşsal tehdit olarak gördüğü iki terör örgütüne destek vererek kendinden uzaklaştırdıkça, Türkiye de güvenlik ve benzeri işbirlikleri açısından farklı alternatiflere açık olmayı sürdürecek. Geçtiğimiz hafta ardı ardına dünya medyasına yansıyan Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan’ın İran ziyareti ve Erdoğan ile Venezuela Devlet Başkanı Maduro fotoğrafları artacak. Peki tehdit olarak gördüğü ülkelerle Türkiye’nin yakınlaşması olarak algıladığı bu mesajlara ABD nasıl yaklaşacak?

 Normalde sağduyulu olan tavır, ABD’nin terör örgütlerine verdiği desteği kesmesi ve uzun süreli NATO müttefikinin tehdit olarak gördüğü unsurlara mesafe koymasıdır. Öyle ya, Türkiye’yi Suriye’de kendine yönelik güvenlik tehditlerini önceleyerek strateji değiştirmeye, Rusya’dan S-400 almaya iten ve Batılı müttefiklerinden uzaklaştıran nedenler, FETÖ ve PKK’ya verilen destekten ötesi değil.

 Ama ABD’nin başka bir strateji ile yürüdüğünü, bu nedenle de sağduyulu davranmayacağını bugüne kadarki tavrından çoktan anlamış olmamız gerekir. O zaman giderek daha fazla NATO üye ülkeleri arasındaki tartışmalara kapı açacak bu inat sonrasında Avrupa’nın tavrı ne olur? Yine ABD ve Almanya’nın 2015 yazında, Türkiye’ye yönelik terör saldırıları daha yeni başlarken güney sınırımızdaki Patriot füzelerini geri çekmesinden anlamış olmalıyız ki, Almanya ve ABD bu konuda aynı fikri paylaşacaktır. İngiltere’nin tavrı ise Brexit sonrası artan Türkiye-İngiltere yakınlaşmasına rağmen muammadır.

 Özetle, olan biteni sadece Türkiye-ABD ilişkileri açısından değerlendirmek eksik ve hatalı olur. Ama şimdilik NATO’nun ve dolayısıyla mevcut dünya düzeninin geleceğini de konuşacağımız günler yakındır diyelim ve bu analizi başka bir yazıya erteleyelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.