1. HABERLER

  2. YAŞAM

  3. Çocuklarda fıtrat eğitiminin önemi
Çocuklarda fıtrat eğitiminin önemi

Çocuklarda fıtrat eğitiminin önemi

“Fıtrat, uygun atmosferi bulduğunda, kendine göre oluşturulan iklimle karşılaştığında yeşerir, gelişir, ortaya çıkar, yaradılışı üzere olan meyvesini verir. Kendini bulan çocuk huzurlu ve dingin olur"

A+A-

Yaşadığımız yüzyıl, dünya tarihindeki en köklü ve en hızlı değişimlere sahne olmaktadır. Önceki yüzyıllarda hangi dönüşüm yaşanırsa yaşansın, değişimden önceki mevcudun gelişimini sağlamakta idi. Fakat yaşadığımız yüzyıl, sanayileşme ile birlikte yeni kavramların, yeni bakış açılarının, yeni paradigmaların, yeni mesleklerin, hatta yeni hastalıkların bile ortaya çıkması- na sahne olmaktadır. Her bir keşif, icat, buluş ve oluşum yeni kelime ve kavramlarla tanışmamı- za neden olmaktadır. Yeni yüzyıldaki insan yararına kullanılmak üzere ortaya konan büyük teknolojik buluşlar, ya- şamsal kolaylıkların ortaya çıkmasına neden olmakla birlikte aynı pozitif gelişimin insanın mutluluğu ve huzuruna neden olduğunu kolayca söyleyemeyiz. İntiharlar, vandalizm ve sosyal çalkantıların yanında, depresyon, panik atak, şizofreni, paranoya, vb. nevrotik ve psikotik hastalıklar giderek artış göstermekte, ahlaki dejenerasyon, bencillik, hakka riayet etmeme gibi manevi hastalıklar da giderek artmaktadır. Eğitim ise toplumun bu tür problemlerini çö- zümlemek için önemli bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle her millet, eğitim boyutunda yeni arayışlar ve farklı çözümlemelere gitmektedir. Bu çerçevede, insan, çocuk ve eğitim alanındaki her çalışma, yeni kavramlar, kelimeler ve metotlarla tanışmamızı sağlamaktadır. “İndigo çocuklar”, “X, Y, Z kuşakları” gibi tanımlamalar, “Çoklu Zeka”, “Montessori” gibi yaklaşımlar ve çeşitli ödül ceza sistemleriyle çocuğu disipline etme çabalarını bu çerçevede ele alabiliriz. Ülkemizde de bu arayışlar çerçevesinde aynı uygulamalar ve yaklaşımlar ile karşılaşmaktayız. Bu tür uygulamalar ile ilgili bir yorum yapmadan önce “Eğitim” konusunda bir tespit yapmakta fayda var; Eğitim bir bilim dalı değildir; çeşitli gözlem, deney ve araştırmalar sonucu elde edilen bulgular, sosyal doku, kültür ve inancın da etkisiyle oluşturulan bir metodolojidir. Bu çerçevede, yukarıda belirttiğimiz eğitim ile ilgili yaklaşımların her biri kendi sosyal dokusu, inanç yapısı ile harmanlanarak oluş- muş, kendi sosyal ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiştir.

7kin2j9r3e1przeihmak-001.jpg

Batının kendi doğal ortamından doğmuş ve kendi problemlerine çözüm olmuş uygulamaların her ülkeye ya da topluma uygun olabileceğini düşünmek büyük yanlışları da beraberinde getirecektir. Bu nedenle bu tür uygulamaları doğrudan almak, kendi sistemimize adapte etmeye çalışmak, fark edilemeyecek, derin sosyal dönüşümlere ve sosyal problemlere neden olabilecek riskler taşımaktadır. Eğitimciler bu konuda çok dikkatli davranmak zorundadırlar. Batıdan adeta bir ürün gibi ithal edilen yaklaşımlar ya da uygulamalar bir süre konuşulup, kullanıldıktan ve pazarlama aracı olarak iş gördükten sonra içi boşaltılmış bir kavram olarak bir kenara atılmaktadır. Bu arayışlarla birlikte, kendimize ait olan bir kavramı günümüzde bazı eğitimcilerin uygu- MAKALE lamalarında sıkça duymaya başladık; Fıtrat Eğitimi. Bu kelime ve uygulamalar ile ilgili önemli gördüğüm birkaç hususu paylaşma gereği duyuyorum; Fıtrat ve Eğitim kelimeleri birbirine zıt iki kavramdır. Yarmak, kazımak anlamına gelen ve “fatr” kelimesinden türeyen fıtrat kelimesi, “ilk yaratılış” anlamını taşır. Fıtrat, bu yarma sonucu ortaya çıkan bir varlık halidir. İbn Manzur, Lisâ- nü'l-Arab adlı eserinde Fıtrat’ı; Yaratılış, yapı, karakter, tabiat, mizaç, olarak tanımlar. Yani Allah’ın yarattığı mutlak bir yapıyı tanımlar. İnsanın fıtratı sabittir ve değişiklik kabul etmez. Rum suresinin 30. ayeti Fıtrat Ayetidir. Mevcut eğitim yaklaşımlarımız, yaradılışı kabul etmeyen, evrimle gelişen ve temeli ilkel olan insanın eğitilmesi gerektiğine inanan Batı kültürünün etkisi altındadır. Batı kültüründe, günahkâr olarak dünyaya gelen insanın yapı- sında, özünde değer, ahlak olmadığı anlayışı hâkimdir. Bu nedenle özünü “ilkel kabul ettiği” varlığın ‘Değerler Eğitimi’ ve benzeri uygulamalarla eğitilmesi gerektiğine inanır.

ganhylk8fer5fbdldkqb-001.png

Uygulanmaya başladığını duyduğumuz çeşitli Fıtrat Eğitimi! uygulamalarında da aynı mantıktan hareket edilerek, çocuğa “Değerler”, “Dini Kurallar”, dinimizce sorumlu tutulmayan, sevgi ve şefkatle beslenmesi gereken çocuğa yüklenmeye çalışılmaktadır. Aslında, Değerler Eğitimi vb. uygulamaların tamamı aynı yaklaşımlarla Fıtrat Eğitimi başlığı altında yeniden karşımıza çıkmaktadır. Oysa Fıtrat yaklaşımı ne eğitilmeye ne de değiş- tirilmeye muhtaçtır. Fıtrat sabittir ve değişiklik yapılamaz. Eğitilmeye çalışılan her fıtrat aslında boz(ul)maya başlanan bir birey demektir. Fıtrat dendiğinde farklı bir yaklaşımın ortaya konulması ve çocuğa gerek okulda gerekse evde farklı bir tutumun sergilenmesi gerekmektedir. Fıtrat, bir eğitim metodu değildir. Fıtrat kavramı; bilinmesi, tanınması, anlaşılması gereken bir kavramdır. Fıtrat Okullarda, uygulamalarda, kitaplarda sıkça kullanılarak yıpratılmaması, uluorta kullanılmaması, pazarlanmaması gereken bir kavramdır. Fıtrat, her insanda var olan Allah’ın insana yerleştirdiği iç takvimdir, dindir, yeteneklerdir, özelliklerdir.

vytj2k4i21ni36rq2ktn-001.jpg

Fıtrat, eğitim uygulamalarıyla ilişkilendirilmek isteniyorsa, öncelikle yapılması gereken şey, çocuğun özünü bilmek, çocuğu anlamak ve onu tanımaktır. Allahtan geldiğine inandığı- mız, eşrefi mahlukat olan, seleme, iyilik üzere doğan çocuğun davranışlarını değiştirmek yerine onun akışına, açılmasına, gelişimine fırsat verecek ortamlar oluşturulmalı ve onun yapısı- na uygun yaklaşımlar geliştirilmelidir. Çocuğun genelde yaş özellikleri, özelde de yapısı, yetenekleri ve ilgi alanları dikkate alınarak imkânlar sağlanmalı, okul ve ev ortamları da buna göre şekillendirilmelidir. Buna göre, çocuğun fıtratına zarar veren günü- müzdeki bazı uygulamaları kısa kısa şöyle sıralayabiliriz; Silgi Kullanımı; Çocuğun büyük emek harcayarak yazdıklarını sildirmek, hatasını kabullenmeyip ve kabullendirmeyip hatasını yok etmek, onu hatasız yapmaya çalışmak çocuğun ruh dünyasına zarar verir. Oysa çocuk hata yapar, doğaldır, doğasındandır, hatası ile öğrenir. Olması gereken; çocuğun hatasının üzerini çizerek yoluna devam edebilmesini sağlamaktır. Ödül, ceza; Çocuğun koşullandırılması, onun doğal akışının engellenmesi anlamını taşır. Her ne sebeple olursa olsun ister Kur’an öğretimi için, ister güzel davranış kazandırmak için olsun, koşullanan çocuk, onun iç takviminin oluşumuna engel olunduğu anlamını taşır. İnsan, tekamül eden, kendi kendini geliştiren bir yapıda yaratılmıştır. Çocukluk refleksleri ise, bu tekâmül sürecinin çok önemli bir dönemini kapsar. İyi niyetli de olsa çocuğa verilen her ödül ve ceza onun kendi olmasını, iç kontrolü- nün gelişimini engeller, başkaları için, başkalarına göre yaşamasına, dış kontrollü olmasına neden olur. Bu da çocuğun mutsuz ve hırçın büyümesi sonucunu doğurur. Bu tutum, ayrıca çocuğun rüşvetçi olmasına da sebep olur. Yazı yazma; Çocuğun okuldaki ilk yıllarında yazı yazmayı başarabilmesi onun yapısını çok zorlayan bir uygulamadır.

83ig9yyzn671klfrys6p.jpg

Başarısız oldukça ve eleştirildikçe kendine olan güveninin zedelenmesine böylece yazmaktan nefret etmesine, yol açar. Sınava tabi tutmak; İlkokul döneminde çocu- ğun sınava tabi tutulması, onda kaygı bozukluğunun ortaya çıkmasına neden olabilir. Sınav stresi çocuğun bildiğini de unutmasına neden olur. Çocuğa sınav yapıldığı söylenmeden öl- çülmelidir ki şu anda Milli Eğitim Bakanlığı’nın İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’ne göre de ilk üç sınıfta çocuğun sınavla muhatap edilmemesi gerekmektedir. Evde ders çalıştırma; Anne babanın evde sü- rekli ders takibi yapması, çocuk ile anne baba iletişimini ciddi anlamda zedelemektedir. Çocuğun, anne babadan alması gereken sevgi, şefkat ve muhabbetin yerini ders takipleri, kurallar, tartışmalar almakta, bu da çocuğun ruh dünyasında ciddi travmalara neden olabilmektedir. Bu problem, ilk yıllarda fark edilmemekte, genellikle ergenlik döneminde kronik bir problem olarak biz yetişkinlerin karşısına çıkmaktadır. Fıtrat, uygun atmosferi bulduğunda, kendine göre oluşturulan iklimle karşılaştığında yeşerir, gelişir, ortaya çıkar, yaradılışı üzere olan meyvesini verir. Kendini bulan çocuk huzurlu ve dingin olur. Çocuğun açılması, fıtratının ortaya çıkarılması için yetişkine düşen görev, ona uygun iklimi hazırlamaktır. Özetle; en temelde yapılması gereken şey; huzurlu ve güven verici bir ev veya sınıf ortamı sağlayarak, yetenek ve özelliklerinin ortaya çıkmasına yardımcı olmak, tavır, davranış ve tutumlarımızla da çocuğa örnek olabilmektir.

Kaynak: Mürşid Ekmel AYBEK Psikolojik Danışman / Klinik Psikolog /TDV İyilik Dergisi 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.