1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Karargâh asıl kimden rahatsız olmalı?
Karargâh asıl kimden rahatsız olmalı?

Karargâh asıl kimden rahatsız olmalı?

Hürriyet gazetesinin TSK'da başörtüsü yasağının kalkması sonrası attığı 'Karargâh rahatsız' manşeti büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

A+A-

Bu başlık AK Parti'ye karşı psikolojik savaş açma niyeti taşıyan Mustafa Balbay imzalı “Genç Subaylar Rahatsız” başlığına çok benziyordu. 15 Temmuz sonrası, TSK içindeki Kemalist damar harekete geçti, özünde “FETÖ'cüler temizlensin, sonra ordu bize kalsın, kimseler bize karışmasın” anlamına gelen bir dalga ürettiler diyen Mehmet Acet, Karargâhın aslında kimden rahatsız olması gerektiğine dair dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Meseelenin ne olduğunu iyi kavramamız lazım.

Resme bölük pörçük bakılırsa, neyin ne olduğunu iyi anlayamayız.

15 Temmuz sonrası, TSK içindeki Kemalist damar harekete geçti, özünde “FETÖ'cüler temizlensin, sonra ordu bize kalsın, kimseler bize karışmasın” anlamına gelen bir dalga ürettiler.

Sanki 15 Temmuz'a gelene kadar, geçmişteki bütün darbelerin, muhtıraların sahibi kendileri değilmiş gibi, demokrasiye bağlılıkları her daim pirüpak kalmış gibi insanların hafızasıyla alay edercesine yaptılar bunu.

'Orduya sahip olanın ülkeye sahip olacağı' ana tezi üzerinden yürütülen bu dalga, özünde 27 Mayıs ruhunun metastaz yapmış hali olarak karşımıza çıktı.

Önceki gün yaptığı habere “Karargah Rahatsız” başlığını atan Hürriyet Gazetesi'nde, 15 Temmuz'dan 10 gün sonra bu anlattıklarımızı'mücessem' hale getiren tam sayfa bir röportaj yayınlanmıştı.

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, o demecinde şunları söylüyordu:

“İdeolojisi olmayan ordu ayakta kalamaz. Kumpas davalarıyla TSK'nın çimentosu olan Kemalizm ortadan kaldırılınca, ortaya boşluk çıktı. Ama bu darbe girişimiyle bu çimentonun İslam olamayacağı da ortaya çıktı. Artık herkesin bir araya gelip Cumhuriyetin kurucu ilkelerine dönme zamanı.”

“İDEOLOJİSİ OLMAYAN ORDU AYAKTA KALAMAZ”.

Kilit cümle bu.

“Karargah Rahatsız” başlığının ruh iklimini besleyen mesele de burada saklı.

Yalnız küçük bir sorunumuz var.

Emekli Oramiral'in bu tezlerine ikna olabilmemiz için, yaslandığı ideolojinin Türkiye'de 15 Temmuz hariç bütün darbelerde imzası olduğu gerçeğini nereye koyacağız?

ORDUYA SİVİL DOKUNUŞ RAHATSIZ ETTİ

15 Temmuz'dan sonra gelişen süreç, “Ordu, FETÖ'den temizlensin, sonra bize bırakılsın” tezinin, niyet beyanının tersi bir istikamette gelişti.

Darbe girişiminin üzerinden kısa süre geçtikten sonra hükümet, KHK'larla TSK'nın yapısına ilişkin esaslı dokunuşlar yaptı.

YAŞ'ın yapısı değişti, sivil ağırlık getirildi, İnsan Kaynakları, Milli Savunma Bakanlığı'nın uhdesine geçti, sivil otoritenin kontrolü bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ağırlık kazandı.

Küçük bir anekdot…

15 Temmuz'dan kısa süre sonra, yeni düzenlemelerin daha hayata geçmediği günlerde, sabah programı için bir araya geldiğimiz Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, programın bir yerinde şöyle bir şey demişti:

“Benim müsteşarım bir korgeneral. Ben müsteşarıma bir talimat verdiğim zaman, gidip bir de Genelkurmay İkinci Başkanı'na soruyor.”

Araya girip, Bakan Işık'a bu defa ben sordum,

“Peki, sizin talimatınız ile İkinci Başkan'ın talimatı birbirinin tersi istikamette ise, müsteşarınız kimi dinliyor?” diye.

Bakan Bey gülümsedi, “Rütbeyi kimden alıyorsa onu dinliyor” dedi.

Meselemiz bu.

DARBELER DEFTERİ ANCAK BÖYLE KAPATILABİLİR

Geçen hafta, biz Çankaya Köşkü'nde Başbakan Binali Yıldırım ile basın toplantısında iken, cep telefonumuza şu haberin mesajı düştü:

“TSK'da başörtüsü yasağı kalktı. İsteyen kadın subay ve astsubaylar başörtülü olabilecek, uygulama askeri öğrenciler için de geçerli olacak.”

Hürriyet Gazetesi'ne konu olan habere göre, 'Karargah' bu düzenlemenin kendilerinden görüş alınmadan Savunma Bakanlığı eliyle yapıldığını söylüyordu.

Karargah görüşü “Biz bu işe olumsuz bakıyoruz” iması taşısa da asıl sorun, gazetenin bu haber için kullandığı başlıkta saklıydı.

Sorun, “Karargah Rahatsız” başlığının, zamanında AK Parti'ye karşı psikolojik savaş açma niyeti taşıyan Mustafa Balbay imzalı “Genç Subaylar Rahatsız” başlığı ile emmoğlu olmasıydı.

Kaldı ki, 15 Temmuz'dan sonra TSK'nın personeliyle ilgili tasarruf hakkı Savunma Bakanlığı'na geçtiğine göre, Bakanlığın böyle bir karar alması doğal karşılanmalı.

Milli Savunma Bakanlığı'nın, hükümetin böyle bir karar alırken, neyi hedeflediği de ortada:

Ordu'nun personel yapısını, Türkiye sosyolojisinin ortalamasına uygun hale getirmek.

Buradan çıksa çıksa, TSK'nın kapısını bütün kesimlere açık tutma fikri çıkar.

Kaldı ki, başörtüsü meselesinin gerilim üreten bir kutuplaşma meselesi değil, bir normalleşme sorunu olduğu, tecrübe ile sabit hale geldi.

Yasaklar kalktıktan sonra, herhangi bir devlet kurumunda başörtülü çalışma hakkı tanındığı için, herhangi bir çatışma yaşandığına tanık olanınız var mı?

Türkiye'nin darbeler defterini kapatmasının bir yolu da, ordu dahil, bütün devlet kurumlarının “Ele geçirilecek mevzi” olmaktan çıkarılmasından geçiyor.

FETÖ belasının hem TSK'ya hem Ordu'ya musallat olmasının asıl sebebi de bu motivasyon değil miydi?

Öbür mantığın yolu, “Ordu bizde kalsın, bundan sonra darbe yapılacaksa yine biz yaparız” mantığına çıkar.

Darbeler defterini kapatmanın yolu ise, bütün devlet kurumlarının herkesin girip görev alabildiği, Türkiye sosyolojisinin ortalamasını yansıtan politika ve uygulamalardan geçer.

Karargâhta 15 Temmuz gecesi yaşananların tekrarlanmamasının yolu da buradan geçer.

Bilgileri Yeni Şafak yazarı Mehmet Acet köşesinden paylaştı.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.